Şiir Sandığı

Burayı hayatımda yer etmiş özel şiirlerin toplanma alanı olarak kullanayım dedim. Zamanla güncellenecektir. Altı üstü birkaç kelimenin, yan yana getirilerek dizilmesi sonunda insanı kendi iç dünyasındaki denizde sarsıntılı gezintilere çıkaran etkiler bırakmayı başarabilmesi aşırı muazzam bir şey değil mi?

Kemal Sayar-Ruknettin’in Kalbi İçin Kehanetler

Atilla İlhan- Sisler Bulvarı

Ah Muhsin Ünlü- Mıknatıssız Pusula

İsmet Özel- Bir Yusuf Masalı

İsmet Özel- İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır

İsmet Özel- Münacaat

İsmet Özel- Of Not Being a Jew

İsmet Özel- Yaşamak Umrumdadır

İsmet Özel- Mataramda Tuzlu Su

Dayê behnâ sêva tê- Anonim (Halepçe Katliamı üzerine yazılan bir şiir)

Erdem Beyazıt- Ölüm Risalesi

Sezai Karakoç- Şahdamar

Sezai Karakoç- Hızır’la Kırk Saatten

Sezai Karakoç- Kar

Ahmed Arif- Hasretinden Prangalar Eskittim

Ahmed Arif- Akşam Erken İner Mahpushaneye

 

 

 

 

Gölgelik

Neden wordpress hesabım için bu ismi aldım sorusunun cevabını bulmadan herhalde buraya yazı yazmam diye düşünüyordum.
Gündüz bu soruya dair birtakım cevaplar doğdu içime otobüs beklerken..
Her  sabah yurttan otobüs durağına giderken iki paralel yol arasında tercih yapmam gerekir. Genelde otobüs durağının 10 metre ilerisindeki sokaktan çıkıp sola doğru durağa yürürüm. Bazen sola dönemeden otobüsün gözümün önünden geçip biraz daha hızlı yürüyemediğim için otobüsü kaçırmanın hayıflanmasını yaşarım. Diğer içte kalan sokak nispeten daha kalabalık olduğu için nadiren o yoldan geçiyorum.

Bugün de klasik yürüyüşüm yolumda hızlı adımlarla yürürken terk edilmiş yıkık bir dükkan önünden geçerken gözüm içerideki oyun peşinde olan kedilere takıldı. Annesini emmeye çalışan bir yavru kedi ve sevgisini dişisini ısırmak suretiyle göstermeye çalışan bir erkek kedi gayet mutlu bir aile tablosu çiziyordu.Çok geçmedi müstakil, eski bir ev kapısı önündeki ayakkabılar görüldü. Neyi anımsattı diye düşünürken düşünürken beynimdeki çağrışımların içerisinden çıkarabildim.. Arkadaşımın ailesi bundan birkaç sene önce Geyve’de yaşarlarmış aile apartmanlarında. Sakarya’nın merkezine taşındıktan sonra alışmakta çok zorlanmışlar. Evin kapısını kilitlemek gibi bir alışkanlık edinmemişler ki hiç. O gördüğüm ev ise ben size güvenimden bir şey kaybetmedim cümlesini terennüm ediyor birkaç basamaklık merdivenleri, çelik olmayan kapısı ve önündeki minik pabuçlarla. Bir tas çorba içmeye çağırıyor sanki. Olsa da, olmasa da.Birkaç metre daha geçtikten sonra içerisinin gizemini dışındaki siyah renkli camlardan ve sıradışı kapı ve zillerinden alan bir iş yeri geliyor. İçeri görmek için her seferinden kafamı çevirsem de artık kendi silüetimi görmeye de alıştım.

Ve köşeyi dönüyorum. Durak alanı. Başımın üzerinde pervaneler. Sayım var. Bir solda, bir sağda bir de caddenin ortasında bulunan 3 ağaç dalları ve kahverengi tonlarındaki yaprakları ile doğal bir çadır oluşturmuş. Bir gölgelik, bir ferahlık alanı kılmışlar orayı insanlara.. Aslında aradığımız şey bu kadar basit değil mi diyorum.. Bir ferahlık alanı.. Teneffüs edebilmek adına. Gerçekten nefes alışımızı hissedebilmek için..Hele bir de güneş sızarsa aralarından, insanın yüzündeki kirpikleri ısıtırsa.! Ömrümü bu noktada bitirebilirim sessiz bir şekilde diye kıpırdanmalar başlıyor.

O ağaçlardan bir yaprak düşüyor. Vazifeden terhisini almış, usülünce iniyor rüzgârın savurduğu yöne doğru. Son temaşasını yapıyor dünyaya karşı.

Dünyadaki herhangi bir toprak parçasında, herhangi bir bitkinin, herhangi bir beyaz yaprağında saklı olabilir özüm. O yaprağın bir gün yere düşeceğinden bütün insanlık emin. Ve tekrar ettim gayemi. Düşmeden önce, benden olgun başka yaprakların sığınağında koruyarak özümü, insanların ferahlık bulacağı bir gölgelik olmak. Bir rüzgârın düşüreceği acziyette olsam da tutunmak için el-Halık’ın gerekli kuvveti de yarattığını biliyorum. Ve niyaz ediyorum: Cenab-ı Allah savurucu dünya hayatına karşı insana tutunma ve dik durma kuvveti versin. Gerisi hallolur…